Açılan Kategori

2024

Mayıs

25 Mayıs 2025

Günlerden cumartesi ve güzel bir hava var. Sabah on buçuk gibi uyanıp biraz telefona baktım. Kahvaltı kültürüm öleli çok olduğu için (kahvaltılıklarımız olmasına rağmen) kahvaltı yapmadım ve kahvemi içtim. Bilgisayardan haberlere falan bakim derken zaman epey bir geçmiş. İş yerinden bir arkadaşla konuştum, laf lafı epey bir açtı ve yaklaşık iki buçuk saat telefonda konuştuk. Daha önceden bu kadar uzun hiç kimse ile konuşmamıştım. Konuşmamızdan sonra hemen duş alıp Dexter ile hemen yemeğe gittik. Spora gideceğim için yemeği geç yememem gerekiyordu – ki geç de yedim mecburen. Birer kahve alıp Şişhane’deki füniküler durağının önünde, içimizi ısıtan güneşin altında içtik. Oradan ben spora geçtim, kendi de eve geçti.

Spor salonunda saçma sapan tipler var, yıllardır gidiyorum ama konuştuğum insan sayısı üç ya da dörttür. Kimseyle konuşmadan sporumu yapıp evime gidiyorum – ki sanırım ihtiyacım olan tek şey bu, başka kimseye ihtiyacım yok. Arkadaş edimeme hiç gerek yok, kendime yetiyorum gibi hissediyorum.

Akşamın bir saatı, bu yazıyı yazarken dışarıdan kedi sesi geliyordu. Kapıyı bir açtım ki, bizim Gümüş Hanım karanlığın içinden evin kapısından geçti ve içeri girdi. Şimdi de yemek yiyor.

Nisan

26 Nisan 2024

Bugün benim doğrum günüm. Aslında çok da fazla anılar biriktirmemişim ama yine de bizim de yaşadığımız bir şeyler var tabi. Yoğun geçen bir iş gününden sonra Dexter ve Harold ile Kanyon’a gittik. Harold’ın kalp hastalığı olduğu için eskisi gibi hızlı yürüyemiyor. Kanyon’a kadar nasıl gidebildik hayret ettim. Dexter’a da “olmazsa burada bir yere gidelim” bile dedim. Bir şekilde Kanyon’a gittik. Orada güzel bir İtalyan restoranı var, Nappo. Bir pizzaya kadar para verdik ama bizimkiler pek beğenmediler pizzayı. Ben açlıktan mıdır nedir bilmem ama hepsini bitirdim. Oradan taksiye binip (Harold yürüyemeyeceğini söyledi) eve kadar geldik. Evde de pastamı kestik ve biraz içtik.

Olmasını istediğim gibi bir doğum günüydü, sevdiğim insanlarla birlikteydim.

Şubat

27 Şubat 2024

Sıradan bir iş günü. Toplantı üstüne toplantılar var fakat bazılarına girmiyorum. Fakat yine de başka kısa toplantılar yapıldığı için günüm yine dolu dolu geçti.

İş dışında o kadar çok şey var ki yapmam gereken, yani birinden resmen diğerine koşuyorum, yapılacak listesi hiç ama hiç bitmiyor. Cidden sırf bu yüzden kafam da hafızam da gidiyor. Bir şeyi yaparken diğer şeyi düşünüyorum. Bir türlü yemek olarak yapamadığım karnabahar ve brokoli pişirip onları yemek yapmam gerekiyordu. Neyse bir şekilde yemeklerini de yaptım.

Eşyalarımı hazırlayıp önce her zamanki gittiğim lokantaya (Helvetia) gidip yemeğimi yedim, sonra da Starbucks’a gidip biraz Almanca çalıştım. Saat dokuza doğru da spor salonuna geçtim. Üstümü değiştirdikten sonra yukarı çıkarken Dexter’ın da geldiğini gördüm. O da bisiklet dersine gelmişti. Yukarı çıkıp hareketlerimi yaptıktan sonra eve gitmek için soyunma odasına gittik. Üstümü değiştirdikten sonra yüzümü yıkamak için lavaboların olduğu yere gittim. En soldaki lavaboyu kullandım, yüzümü yıkadım. Tam o sırada genç bir çocuk vücudunun fotoğrafını çekiyordu (yukarıda da bir ara aynada fotoğrafını çektiğini görmüştüm) Döndüm ve “Türkçe biliyor musun?” dedim. “Evet biliyorum” dedi. Aynaların iki yanına da koydukları “Soyunma odasına fotoğraf çekmeyiniz” uyarısını gösterdim ve fotoğraf çekmenin yasak olduğunu söyledim. Bana “ben senin fotoğrafını çekmiyorum ki. Ayrıca başka bir gün biri fotoğraf çekerse ve seni de orada görürsem, o kişiyi de uyarmazsan o zaman sana sorarım” dedi. Tehditkar bir şekilde söylemiyordu bunu, eğer söyleseydi orada olay çıkarırdım. Oradaki bir Suriyeli çocuk da “fotoğraf çeksin, nolacak ki?” dedi. “Kural kuraldır” dedim ve dışarı çıktım. Yukarıda turnikelerden geçmeden önce yöneticinin de bilgisayar başında, odasında olduğunu gördüm. Durumu kendisine de anlattım ve bana bu kişinin hala soyunma odasında olup olmadığını sordu, kendisine göstermemi söyledi. Uyarı verecekti ve birkaç uyarıdan sonra da muhtemelen atıyorlar. Kişiyi söylemeyeceğimi belirttim ve soyunma odasında ve yukarıda fotoğraf çekilmemesi gerektiğini belirttim. Özellikle buranın halka açık bir alan olmadığını ve parasını verdiğim bir yerde başkalarının fotoğraflarına girmek istemediğimi belirttim. Kendisi de beni onayladı. Ayrıca daha önceden yüksek sesle konuşan İranlıların çoğunu da gönderdiklerini söyledi. Salonda biri var ve her defasında “ohh, shit, yeah, baby” diye bağırıyor, sanki bir marifetmiş gibi. Bugün de ben bir aleti kullanırken, kulağımda kulaklığım ve gürültü engelleme özelliği açık olmasına rağmen yine de kendisinin sesini duyuyordum. Bunu da kendisine belirttim. Öyle bir durumda yanlarına gelip durumu söylemememi istedi. Bunu kesinlikle yapmam, kendilerinin gidip insanları uyarıyor olması gerekiyor. Gidip de milleti şikayet edemem çocuk gibi. Neyse, bunları söylerken aşağıdaki iki genç de geldi. Söylendiğim çocuk dedi ki “beni herkesin önünde rencide ettin”. Dostum, sen rencide edilmek nedir görmemişsin. Ayrıca orada sadece sen ve arkadaşın vardı. O da şu an yanında. Müdüre dönerekten, “soyunma odasında fotoğraf çekilmek genel olarak yasak mı, yasak. O zaman ne olursa olsun fotoğraf çekilmemeli” dedim. “Kural kuraldır!” diye de ekledim. Baktım bu hala konuşuyor, odadan çıkıp asansöre gittim. Asansörün önünde biri vardı, eğitimli birine benziyordu. Durumu asansörde de ona anlattım. O da MacOne’dan gelmiş buraya ve buradaki profilin çok kötü olduğunu söyledi. Yukarı çıkıp Dexter’la buluştuktan sonra bir de ona anlattım durumu sinirli bir şekilde ve eve geldik.

Türklerin kural tanımamazlığı beni benden alıyor.
Kuralların aslında insanların birbirine saygıdan ibaret olduğunu hiç bilmiyorlar.
“Saygı” kelimesinin ne olduğunu bilmiyorlar ki kuralları anlasınlar…

Şubat

1 Şubat 2024

Spordan geldim, çamaşırlarımı yıkadım, nevresimimi değiştirdim ve aldım bilgisayarı dizime, emaillerimi kontrol ettim. Bir de Twitter’da haberlere bakayım dedim. Bir video gördüm, herkes o video hakkında konuşuyordu. Bir taksi şoförü, kapüşonlu ve maskeli bir genci taksisine almış soğuktan etkilenmemesi için. Konuşmalarının kamera kaydı da var. Adam çocuğu bir yere kadar getiriyor parayı veriyormuş gibi yaparken adamı silahla üç kurşunla vuruyor. Bir kadın ambulansı arıyor, ambulans geldiğinde adam hala hayatta ama ne dediğini bilmiyor. Hastaneye kaldırdıktan sonra adam hayatını kaybediyor.

Bu ülke bu kadar tehlikeli işte. Herkes cep telefonu taşır gibi belinde silahla dolaşıyor etrafta. Adamları yakalıyorsunuz, tamam da bu silahı nereden temin etmişler, onu araştırıyor musunuz?

Bu ülkede sivil insanların elindeki silah sayısı, Türk Polis Teşkilatı’ndaki silah sayısından eminim çok fazladır.

Bu ülkede yaşamak cidden çok tehlikeli ve boş.

Ocak

23 Ocak 2024

Dexter geçen hafta göç idaresinden eksik evrakla ilgili bir mesaj aldı. Aynı yere tekrar gitmek istemediği için daha önceden kendisini böyle bir durumdan kurtaran bir avukatla konuştu. Avukatın gidip kendisi için il göç idaresinde aynı işlemleri yapabilmesi için vekaletname verilmesi gerekiyor.

Bugün notere gittik. Dexter’ın avukatı çeviriye ihtiyaç olmadığını söyledi. Bu bilgi ile gittik oraya ve noterdeki kadın pasaportunun çevirisinin yapılması gerektiğini söyledi. Bize kendilerinin çalıştığı bir çevirmenin kartını verdi. Oraya gittik ve masaya oturduk. Kadına “daha önce pasaportunun çevirisi yapılmıştı, pasaport 10 yıllık olduğu için neden tekrar tekrar aynı çeviriyi yapmamız gerekiyor, onu anlamadık” dedim. Arkamda oturan adam bir şeyler söyledi, kendileri ondan para kazanıyor ya… Saçmaladı adam iyice. Dexter da salak olduğu için, parayı verip çıktı işin içinden.

Notere tekrar gittik ve işlemleri hallettik, çevirmen de gelip noterin verdiği kağıdın doğru düzgün çevirisini yapmadan gitti zaten. Onun yapacağı çeviriyi ben de yapardım.

Valla ülke iyice yolunu bilenlerin ülkesi olmuş. Herkes birbirini nasıl kazıklarımın peşinde.